ÇAĞDAŞ BEŞİKTAŞ'ta BEŞİKTAŞ ÇAĞDAŞ
Dünyada sanat müzelerinin tarihi 300 yıl geriye uzanırken, ülkemizde Atatürk tarafından 1937 yılında açılan ancak işlerliği bir türlü kazanamayan İstanbul Resim Heykel Müzesini bir kenara bırakırsak, ilk gerçek anlamda sanat müzemize, İstanbul Modern'e, ancak 2004 yılı sonunda kavuşabildik. Louvre sarayının bir müzeye dönüştürülmesi 1792 yılını gösterir, aynı ve izleyen yüzyıllarda Avrupa'da ardı arkasına yeni müzeler açılırken, Türkiye'nin bu kadar çok geri kalmasının arkasında toplumsal şartlar olduğu kadar farklı bir ekonomik-dinsel-kültürel yapının olduğu gerçeği yatar.
Her ne kadar plastik sanatlar geçmişimizin 150 yıl geriye uzanması, özellikle de sanatsal üretimin 20. yüzyılın son çeyreğinde hızlı artması ve çok kaliteli işler vermesine rağmen, Türk plastik sanatının bir (ve birden fazla) müzeye ancak uzun bir gecikmeyle sahip olması, belki de böyle bir gereksinim olduğumuzun farkına yeni varmamızdan ve sanatsal birikimimizin henüz oluşmasından dolayıdır.
İstanbul Modern'in yanısıra Sakıp Sabancı Müzesi, Suna ve İnan Kıraç - Pera Müzesi, Proje 4L-Elgiz Müzesi gibi giderek çoğalan örnekler önümüzdeki yıllarda yeni projelerle birlikte hepimizi umutlandıran gelişmelerdir.
Sanat eserlerinin sunuşu, tanıtımı, etkinliklerinin organizasyonu ve yönetim tarzı ile diğerlerinden ayrılan, müze konseptine en çok yaklaşan ilk müze İstanbul Modern'in yüzünün sadece Türk sanatına dönük olmasının yanısıra, metrekare büyüklüğünün ve koleksiyonunun sınırlı olmasından dolayı müze gereksinimizi tam olarak karşıladığı da söylenemez. Zaten 15 milyonluk bir kent olan İstanbul'un bir değil bir çok sanat müzesine gereksinimi olduğu açıktır. Bu doğrultuda benzer girişimler son yıllarda hızlanmış ve yakın bir gelecekte ardı arkasına yeni müzelerin ve çağdaş sergi salonlarının açılacağı müjdesi ufukta gözükmektedir.
Diğer taraftan sanat dünyasının öteki bir saç ayağını oluşturan galericilik mesleğinin de geçmişi ülkemizde çok kısadır. Bugün modern anlamda galeri adını koyabileceğimiz ilk 'profesyonelce' yönetilen galeriler, 1950'li yıllarda açılan ve ömürleri kısa süren başlangıç örnekleri saymazsak, 1970'li yıllarda açılmaya başlandı. 1980'li yıllarda hareketlenen sanat piyasasının dinamizmi ile sayıları hızla arttı. Kurumsal ve bireysel koleksiyoncuların ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte sanat eserlerine oluşan talep fiyatları hızla yukarı çekti. Ancak işlem hacmi zaten çok düşük sanat piyasasının kurumsallaşamaması, müzelerin olmayışı ve 1990'lı ve 2000'li yıllarda ortaya çıkan bir çok ekonomik ve siyasi kriz galerilerin çoğuna yaşam olanağı tanımadı. Bugün için ilk kurulan galerilerden halen yaşayanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Galeriler her dönemde yoğun olarak açılmış ancak hemen hepsinin ömrü çok kısa olmuştur.
Ticari yaşamın güçlüğünden dolayı özel galerilerin dışında bankaların 'sınırsız' finansal olanakları ile açtığı galeri ve sanat salonlarını bir kenara bırakırsak, geçmişten bugüne kadar her dönem yerel belediyelerin de galeri veya sergi mekanı açtıkları ve sanatı destekledikleri görülmüştür. Ancak bu mekanlar hep sınırlı büyüklüklere sahip ve daha çok istikrarsız şekilde, sıradan sergilere ev sahipliği yapmış; sanata olan destek doğru ve yerinde kullanılamamış; bir çok maddi kaynak boşa gitmiştir.
Günümüzde yerel yönetimler sanatın önemini kavramış ve olanakları doğrultusunda destekler hale gelmiştir. Hatta aralarında küçük rekabetlerin oluştuğu söylenebilir. Ancak maddi olanakların sınırlı oluşu, sanata uygun mekanların açılabilmesi ve yaşayabilmesini hep zorlaştırmıştır. Açılanların başına da galericilik mesleğini ticari ve sanatsal yönetimi yürütemeyecek kadrolar gelmiş, sonuçta faaliyetleri kısa yaşamlı olmuştur.
Dünyanın bir çok ülkesinde kamu kurumlarının sanatı desteklediği yüzlerce örnekler mevcuttur. Yerel yönetimler içinde en çarpıcı örnek Bilbao Belediyesinin Guggenheim müzesinin açılmasını sağlaması olmuştur. Dünya çapında bir müzeyi İspanya'nın en geri kalmış bölgesinde 200 milyon dolarlık bir yatırımla her yıl iki milyon turistin ziyaret ettiği bir yer haline getirmiştir. Dünya basınında her gün yer alan bedava tanıtımın yanısıra bölgesel sanatın gelişmesine de büyük bir katkıda bulunmuştur.
Türkiye'de de İstanbul'da son yıllarda Beşiktaş bölgesi giderek bir sanat merkezi olmaya doğru sağlam ve kalıcı adımlar atmıştır. Beşiktaş Belediyesi tarafından Akatlar, Levent ve Ortaköy'de kurulan kültür merkezlerinin yanısıra, Kuruçeşme Arena'nın açılışı ve Mustafa Kemal Merkezi'de son yeni adımlardan bir tanesidir. 1032 kişilik eşsiz tiyatro salonunun yanısıra 2500 m2 lik bir sergi alanı İstanbul'a kazandırılmıştır.
Böylesine bir sergi alanı şimdiye kadar Türkiye sınırları içinde bir belediyenin gerçekleştirdiği ilk ve en büyük girişimdir. Bu açıdan Beşiktaş Belediyesi çok haklı olarak büyük bir övgü ve prestiji kazanmıştır. Beşiktaş bölgesi giderek İstanbul'un kültür ve sanat merkezi olma yolunda kalıcı adımlar atmıştır. Bu doğrultuda, bölge içinde yer alan Akatlar, Etiler, Bebek, Levent semtlerinde son yıllarda galeri sayısı da giderek artmıştır.
15 milyon kişinin yaşadığı İstanbul'da ne yazık ki sanat eserlerinin sergilenebileceği yüksek tavanlı, geniş alanlı mekanlar bir ikiyi geçmemektedir. Bunların da yakın zamanda kapanmaları söz konusudur. Şehrin her yerinde ciddi bir yapılaşma yaşanırken, bunun içinde sanatsal alanların neredeyse binde, onbinde bir gibi oranlarla ölçülebilmektedir.
Bölgenin merkezinde yer alan Akmerkez Alışveriş Merkezinde ise benim bir grup ekip arkadaşımla birlikte düzenlediğim Sanat Akmerkez'de sergileri son üç yıldır sanatın çok geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamıştır. En son sergi 112 sanatçıdan 200'ü aşkın sanat eserinin mağaza vitrinlerinde, genel alanlarında ve sokak seviyesinde sergilenmesi Türkiye'nin bu güne kadar yapılan en büyük ve en kapsamlı sergisinin gerçekleşmesine yol açmış, sanat eserleri en az bir milyon kişiye ulaşmıştır. Bu alışkanlığı aşılamak için sanatsal etkinliklerin sürekli ve etkileyici şekilde olması şarttır.
Beşiktaş Çağdaş, bir müze değildir. Ancak müze konseptinde sergilere ev sahipliği yapacaktır. Bu konuda en iyi örnek Londra'da bulunan Royal Academy of Arts'dır. Müze olmak için gereken mekan büyüklüğüne ve depolama olanaklarına sahip değildir (küçük butik müzeleri bir kenara bırakırsak). Ayrıca müze olmanın şartlarını kısa sürede oluşturmak da kolay değildir. Yönetim yapısının, koleksiyonun ve maddi olanaklarının inşa edilmesi süre alan ve kolay olmayan işlerdir. Buna ek olarak, müzelerin statik yapıya sahip olması sonucu giderek azalan ziyaretçi ilgisinin çekilebilmesi için büyük dev organizasyonların, sergilerin düzenlenmesi içinde büyük dev bütçelere sahip olunmalıdır. Bunun yerine süreli, fakat çarpıcı sergilerin düzenlenmesi ve İstanbul'da böyle bir alana gereksinim duyulması sonucu, Beşiktaş Çağdaş müze konseptinde bir sergi salonu olacaktır.
Burada tematik sergilerin yanısıra yurtdışından önemli sanatçıların sergilerini getirme, Türk sanatçılarının gereksinim duyduğu retrospektif sergilerin yapılması, sanat fuarlarının yapılması, iyi koleksiyonların sergilenmesi gibi sergiler zaman içersinde işlerlik kazanacaktır. Kısa sürede tüm sanatseverlerin burayı benimseyeceğini ve burasının bir buluşma noktası olacağını ileri sürmek yanlış olmaz düşüncesindeyim.
Beşiktaş Çağdaş'ın kültürel misyonu öğrenciler ve gençler başta olmak üzere toplumumuza sanat sevgisini kazandırmak, eğitici bir rol oynamak, sanatçılarımızı desteklemek olacaktır. Ve bu mekan ancak ve ancak sanatçılarımızın, galericilerimizin, basınımızın, tüm sanatseverlerin desteği ile hedeflediği başarı şansını yakalayacaktır.
AÇILIŞ SERGİSİ: KIRMIZI - SİYAH.
Kırmızı - siyah renklerinin önemi yüksek olup, çok özel anlamı vardır. Bu renkler sanatçılar tarafından sanat tarihinde çok değişik içerikte kullanıla gelmiştir. Sadece ressamlar değil, fotoğrafçılar, sinemacılar, edebiyatçılar, mimarlar bu renklere özel anlam yüklemektedirler. Ressamlar yıllarca bu renkleri sanatsal ifadelerinde kullanırken, öte yandan, örneğin mimarlar ev dekorasyonunda yaşayan mekanlara, moda ve otomatif endüstrisi tasarımcıları da kendi iş kollarında uyguladılar. Kırmızı ve siyah renkler belki yaşadığımız bugünkü dünyada da özel bir anlam ifade ediyor; içimizde yaşadığımız her türlü negatif ve pozitif düşünceyi barındırıyor; ölüm ve yaşam gibi. Kırmızı ve siyah renkler şiddet, ölüm, seks, karamsarlık, heyecan, matem, minimalizm, karanlık, saygı, yaşam ve dinamizm gibi bir çok unsuru çağrıştırabiliyor.
Kırmızı ateşin, tutkunun, öfkenin, tehlikenin ve yıkımın sembolü. Diğer taraftan cesaret ve onaylama anlamına da geliyor. Ana renklerden biri olan ve bir çok kişinin ilk tercihlerinden biri olan kırmızı en baskın ve dinamik renk olarak tanımlanabilir.
Siyah her ne kadar ağırbaşlılığın ve soyluluğun ifadesi olsa bile şaşkınlığın, karışıklığın, üzüntünün, kaybetmenin ve yas tutmanın da rengi. Varolma ve başkaldırının rengi olan siyah gücü ve tutkuyu da temsil ediyor. Korku ve umutsuzluğun yanısıra ölümü de çağrıştırıyor.
Siyah ölüm, başkaldırı, güç ve karşı durmanın rengidir. Haşmeti ve tutkuyu simgeler. Diğer yandan evren ve uzay boşluğunu da temsil eder, renklerin yokluğudur.
Kırmızı ve siyah renklerinin yan yana gelmesiyle ulaştığı güç sanatsal çağrıştırmaları da anlamlı kılıyor. İki renk arasındaki ilişki aslında sanılanın çok üstündedir. 1990'lı yıllarda kimi tasarımcılar 'kırmızı yeni siyahtır' diye düşüncelerini yükselttiler.
Bu sergideki amaç hem sanatın gücünü geniş kitlelere duyurmak, barış ve sevginin çağrısını yapmak hem de hafızalarda güçlü bir sanat etkisi bırakmaktır; günümüzde olması gereken duygunun pozitif düşünce olmasını vurgulamaktır. Bundan dolayı bu iki güçlü ve etkileyici renk kullanımı ile sanatçılara çağrı yapıldı.
Sanatçıların seçim kriterleri Türk sanatı içinde önemli bir yer yapmış ve konsepte en uygun isimlere teklif götürüldü. Bu sanatçılar zaten bu sergi için yaptıkları müze kalitesindeki işlerle seçimin ne kadar doğru olduğunu göstermektedirler.
Sanatçılardan talep edilen resimlerin kırmızı - siyah sergi konseptine uygunluğu istenirken, hiç bir şekilde kendilerine bir yönlendirme veya koşullandırma yapılmadı. Sadece onların tamamıyle özgür ifadelerini tuvallere yansıtmaları istendi. Zaten böyle bir sanatçı grubu için başka türlüsü düşünülemezdi.
Bundan dolayı resimlerde kırmızı ve siyahın yanısıra sarılar, maviler, yeşiller ve diğer renkler de serbest ve özgürce ortaya çıkıyor. Ancak genel baskın havanın kırmızı ve siyah olduğu şüphe götürmez. Bu da mekana ayrı bir anlam katmaktadır.
Bir başka konu da, mekanın yüksek tavan ve geniş bir alandan oluşmasından dolayı sanatçılardan büyük ebatlı resimler yapılması istendi. Sergiye katılan sanatçılar zaten bu konuda deneyimli ve üsttattılar. Normal galeri ve ev boyutlarının çok üstünde bu resimlerin görsel olarak yarattığı etkinin bambaşka olcağı, bir anlamda 'mekanı dolduracağı'dır.
Sergide yer alan eserlerin çok büyük çoğunluğu bu sergi için özel olarak yapılmış eserlerdir. Sanatçıların hepsi bu işlerinin, titizlikle yapılmış çok özel olduğu konusunda aynı fikirdedirler.
Ancak benim inancım her ne kadar öznel olsada bu sergide yer alan sanatçıların uluslararası kalitede işler yaptıkları, dünyanın her müzesinde yer alabilecek isimler olduğudur.